SİYAHIN İÇİNDEKİ RENKLERİ GÖREBİLİYOR MUSUN ?
İçimizde bir şey var. Eskiden içimize sığmazken, şimdi bir köşede süzülmüş gibi. Ellerini kendine doğru çekmiş, dizlerini bağlayacak kadar yakın, çenesini dizlerinin üstüne yaslamış hâlde, sessizce bekliyor. Nefes alıyor ama artık içimize sığmayı bırakmış, bir köşede hacmini en aza indirmiş şekilde. Bazen bu sessizliği duyuyoruz, bazen de duymamayı tercih ediyoruz. Çünkü duymak, kabul etmek anlamına geliyor; kabul etmekse, değişmek zorunda kalmak.
Saçma sapan sözcükler hapishanesinde yaşadığımızı bir düşünelim. Her gün, her yönden şikâyet barikatlarına tosluyoruz. İnsanlar konuşuyor ama azı gerçekten bir şey söylüyor. Peki, bir süre sonra ne olurdu? Bu kadar gürültünün içinde kendi sesimizi duyamaz hâle geldiğimizde, o içimizdeki küçük şey tamamen susar mıydı?
Belki de duymamız gerekenleri filtrelemeyi çoktan unuttuk. Her söze, her görüntüye, her gürültüye açık hâle geldik. Kirlendik. Zihnimiz, kalbimiz, hatta dilimiz. Ve sonunda, duymamız gerekenlerin sesini kaybettik.
Yoksa, tüm insanlığı olduğu gibi kabul edip değiştirmeyi bırakmalı mıydık? Evetlerle süslenmiş yapay bir güzelliğin içinde, sessiz ve yüzeysel bir huzura mı razı olmalıydık?
Belki de mesele ne duymakta ne de susta. Belki sadece, içimizde küçülüp bir köşeye çekilen o şeyi fark etmekte. Onu yeniden çağırmakta, yer açmakta. Çünkü bazen hayat, sadece içimizde hâlâ bir şey hissettiğimizi hatırlamakla yeniden başlar.
5 Kasım 2025
...
Siyahın içindeki renkleri görebiliyor musun ?


Yorumlar
Yorum Gönder