DÜŞÜNCELERİN MAĞARASI

 



DÜŞÜNCELERİN MAĞARASI

Selam.

Bugün günlerden hüzün.

Merhabalarımın çıkmaz sokağı olan hüzün. Tek yön, tek yol; çıkışı olmayan bir son. Pek çok sonumun elvedasıyla merhabasının aynı paralellikte yaşandığı bir evrende yürüyorum. Yanıma yoldaş olan hüzün ise kendini göstermekten hiç geri durmuyor.

"Buradayım," diyor.

"Korkma. Her zaman yanındayım."

Ona, onu üzmeden gitmesini söylemek istiyorum. Ama gücüm yok. Çünkü zamanla en yakın arkadaşım olmuş.

Hayır diyebilmenin gücünü taşımak istiyorum dil tomurcuklarımda. Evetin hazzı ise hâlâ damaklarımda.

Ne zaman hayırlarımın coşkusunu yaşayacağım diye kendime her sorduğumda, karşıma gözlerine inciler dizilmiş küçük ve ürkek bir kız çıkıyor.

Anlıyorum onu.

Korkuyor.

"Merhaba," diyorum ona. "Buradayım. Korkma. O artık yok."

Onu korumak, onunla var olmak, onu neşelendirmek istiyorum.

Etrafı kaplumbağa kabuğu gibi sert. Üstelik kalın katmanlarla örülmüş. Ama bazı yerlerinde çatlaklar var. O çatlaklardan içeri ıslak sesler sızıyor. Sızlıyor. Sızlatıyor.

Kollarımı açıyorum.

"Merhaba küçük kız. Buradayım. Korkma. İstediğin kadar ağlayabilirsin."

Ama dizdiği incileri kimseye vermek istemiyor. Çünkü ne kadar değerli olduklarını biliyor. Benim de onları çalmaya geldiğimi sanıyor.

Oysa ben incilerini almak için değil, yükünü hafifletmek için geldim.

Onlardan tatlı bir taç yapacağım. Mis kokulu, rüzgâr kokulu saçlarına takacağım.

"Korkma," diyorum. "Buradayım."

"Gittiler."

"Evet, kapını yumrukladılar. Darbeler içeri kadar sızdı. Ama buradayım."

"Belki yine gelecekler. Ama yine buradayım."

"Hem ne dersin? Bu kez onları birlikte karşılayalım. Amansız darbelerine inat, her birini birlikte savuşturalım. Belki yanımıza bir melodi de alırız. O da bize eşlik eder. Eğlenerek atlatırız bazı şeyleri."

Ama o, alıştığı korkuyu bırakmak istemiyor.

"Vay be," diyorum ona. "Rolünü en iyi oynayan sensin. Aferin."

Hani tiyatroda doğaçlama da vardır ya...

"İstersen o rolden çıkabilirsin."

Hüzün senaristi buna izin vermese bile.

Tam oyunu bozduğumu düşündüğü anda kırbacını çıkarıyor.

Merhametin gözleri kapalı.

Vurmaya başlıyor.

Canı nasıl acıyor bir görseniz...

Sesi çıkmıyor ama yüreğini görüyorum. Çünkü yüreği şeffaf. Çünkü yüreği masum.

Bir kez daha vuruyor.

Bu kez suçluyor.

"Senin yüzünden," diyor. "Senin yüzünden geliyorum buralara. Biraz daha farklı olabilirdin."

Küçük kız gözyaşlarını içine akıtıyor.

Bir kez daha vuruyor.

Bu kez hüküm giydiriyor.

Ve ben merhamete dönüp soruyorum:

"Neden?"

Neden korkan hep suçlu sayıldı?

Neden yara alan, yarasından utanmak zorunda kaldı?

Neden merhamet, en çok ihtiyaç duyulan yerde sustu?

Mağaranın içi sessizleşiyor.

Hüzün de.

Küçük kız da.

Sadece soru kalıyor geriye.

Ve bazen insanı değiştiren şey, bulduğu cevap değil;

Sormaya cesaret ettiği soruda saklı oluyor.



        25 Haziran 2026

NEDEN ?

...

Yorumlar

Popüler Yayınlar