Kendi Rengimi Kaybetmekten Korkuyorum
Kendi Rengimi Kaybetmekten Korkuyorum
Merhabalar.
Bugün düşünceler güncesindeyim.
İnsan…
Ah, yolları ayrımsal olan insan.
Seçimlerinin getirdiği sorumluluklarla değişmek zorunda olan mı insan?
Peki ya o sorumlulukları eline alamazsa? Ya altında kalırsa? Ya kendi renklerini karmakarışık hâle getirirse?
Ya toplumun biçtiği rollerin kıyafetini giymek zorunda kalırsa?
Olmaz mıydı, insanı kendi kıyafetiyle kabul edecek insanlar?
İnsanı insan renklendirmez mi?
El ele verseler, birlikte renklenseler olmaz mı? Toplumun renklerine ayrı ayrı boyanmak zorunda kalmadan, dimdik kendi renklerini göstere göstere, yüreklerindeki heyecanı çoğalta çoğalta yürüyemezler mi?
İnsan neden bunca zaman ilmek ilmek diktiği, parmak uçları kanaya kanaya işlediği, gözyaşlarıyla kuruttuğu o kıyafetini geride bırakmak zorunda kalsın?
Neden toplum gelip ona daha süslü görünen ama içinde rahat edemeyeceği bir kıyafeti zorunlu bir hediye gibi sunsun?
Bugün bunları düşünürken fark ettim ki aslında toplumu değil, kendimi sorguluyormuşum.
Çünkü ben de yeni bir kapının eşiğindeyim.
Ve adım atarsam, bir önceki beni yarı yolda bırakacakmışım gibi geliyor.
Bunca yıl verdiğim emekleri, yaptığım fedakârlıkları geride bırakabilirim belki. Ama beni ben yapan şeylerden vazgeçmek… İşte bunu kendime yapamazmışım gibi geliyor.
Pembe hayaller kuran ben, ya bir gün siyaha boyanırsa?
Ya karşıma çıkacak kişi bana kendi rengimi unutturursa?
Bir insan için kendimden vazgeçmek zorunda kalmaktan korkuyorum.
Çünkü toplumsal düşünceler içime nakış gibi işlendi.
Sökmeye çalışıyorum.
Ama izleri hâlâ benimle.
Belki de bu yüzden sürekli bir mucize bekliyorum.
Sonra duruyorum.
Ve kendime şunu hatırlatıyorum:
Rabbim benim en güzel renkte olmamı istemez miydi?
Elbette ister.
O hâlde O'na güvenmeli, O'na sığınmalıyım.
Ama zihnim yine susmuyor.
Ya seçim gerçekten bana bırakıldıysa?
Ya Rabbim o anda sadece "Seç." dediyse?
İşte en çok burada korkuyorum.
Hâlâ annesinin elini bırakınca düşeceğini sanan bir çocuk gibiyim.
Belki de büyümek, ilk kez tek başına yürümeyi göze almaktır.
Ne garip…
Uzun zamandır kendimi çok sevdiğimi söyleyemezdim.
Ama şimdi fark ediyorum ki kaybetmekten en çok korktuğum şey yine kendim.
Belki de bütün bu korkuların altında tek bir soru yatıyor.
İnsan, sevilebilmek için kendinden vazgeçmek zorunda mıdır?
Eğer öyleyse, bu sevgi gerçekten sevgi midir?
Ve değilse…
Belki de kader, karşıma çıkacak biri değildi.
Yoksa kaderim kendim miydim?
19 Temmuz 2026
ya bu eşikten kendim olarak geçersem ?
. . .



Yorumlar
Yorum Gönder